Tövbe İstiğfar Duası Arapça Okunuşu ve Türkçe Anlamı

Tövbe İstiğfar Duası Arapça

أَللهُمَّ يَا مَنْ بِرَحْمَتِهِ يَسْتَغٔيثُ الْمُذْنِبُونَ
Allah’ım! Ey rahmetinden günahkârların medet umduğu!

وَ يَا مَنْ إِلٰى ذِكْرِ إِحْسَانِهِ يَفْزَعُ الْمُضْطَرُّونَ
Ey darda kalanların ihsanını anmaya sığındığı!

وَ يَا مَنْ لِخٔيفَتِهِ يَنْتَحِبُ الْخَاطِئُونَ
Ey korkusundan hatalıların şiddetle ağladığı!

يَاۤ أُنْسَ كُلِّ مُسْتَوْحِشٍ غَرٔيبٍ
Ey kimsesi olmayan garibin munisi!

وَ يَا فَرَجَ كُلِّ مَكْرُوبٍ كَئٔيبٍ
Ey her gamlı tasalının ferahlığı!

وَ يَا غَوْثَ كُلِّ مَخْذُولٍ فَرٔيد
Ey yardımsız bırakılmış yalnızların imdadı!

وَ يَا عَضُدَ كُلِّ مُحْتَاجٍ طَرٔيدٍ
Ey dışlanmış muhtaçların destekçisi.

أَنْتَ الَّذي وَسِعْتَ كُلَّ شَيْءٍ رَحْمَةً وَ عِلْمًا
Sen, rahmeti ve ilmiyle her şeyi kuşatansın.

وَ أَنْتَ الَّذي جَعَلْتَ لِكُلِّ مَخْلُوقٍ فٔي نِعَمِكَ سَهْمًا
Sen, her yaratığa nimetlerinden bir pay ayıransın.

وَ أَنْتَ الَّذي عَفْوُهُ أَعْلٰى مِنْ عِقَابِهِ
Sen, affı cezalandırmasından üstün olansın.

arapça dualar

وَ أَنْتَ الَّذي تَسْعٰى رَحْمَتُهُ أَمَامَ غَضَبِهِ
Sen, rahmeti gazabının önünde koşansın.

وَأَنْتَ الَّذي عَطَاؤُهُ أَكْثَرُ مِنْ مَنْعِهِ
Sen, ihsanı eli boş geri çevirmesinden çok olansın.

وَ أَنْتَ الَّذي اتَّسَعَ الْخَلَاۤئِقُ كُلُّهُمْ فٔي وُسْعِهِ
Sen, rahmetinin genişliğine bütün yaratıkların sığdığı Zat-ı Kibriya’sın.

وَ أَنْتَ الَّذي لَا يَرْغَبُ فٔي جَزَاۤءِ مَنْ أَعْطَاهُ
Sen, ihsanda bulunduğundan karşılık beklemeyensin.

وَ أَنْتَ الَّذي لَا يُفْرِطُ فٔي عِقَابِ مَنْ عَصَاهُ
Sen, kendisine karşı geleni cezalandırmakta aşırı gitmeyensin.

وَ أَنَا يَاۤ إِلٰهٔي عَبْدُكَ الَّذي أَمَرْتَهُ بِالدُّعَاۤءِ، فَقَالَ: لَبَّيْكَ وَ سَعْدَيْكَ
Ben ise, ey Rabbim, “Çağrına icabet ettim, emrine
boyun eğdim.” diyen, dua etmekle görevlendirdiğin
kulunum.

هَاۤ أَنَا ذَا يَا رَبِّ مَطْرُوحٌ بَيْنَ يَدَيْكَ
(Zelilliğinin ifadesi olarak) Önünde yerlere kapanmış,

أَنَا الَّذي أَوْقَرَتِ الْخَطَايَا ظَهْرَهُ
hatalarından dolayı sırtında ağır bir yük taşıyan,

وَ أَنَا الَّذي أَفْنَتِ الذُّنُوبُ عُمُرَهُ
ömrünü günahlarda tüketen,

وَ أَنَا الَّذي بِجَهْلِهِ عَصَاكَ، وَ لَمْ تَكُنْ أَهْلًا مِنْهُ لِذَاكَ
karşı gelinecek biri olmadığın hâlde cahilliğiyle sana karşı gelen bir zavallıyım.

هَلْ أَنْتَ يَاۤ إِلٰهٔي رَاحِمٌ مَنْ دَعَاكَ فَأُبْلِغَ فِي الدُّعَاۤءِ
Şimdi sen, ey Rabbim, sana yalvarıp yakarana acır mısın ki, ben de çokça yalvarıp yakarayım?!

أَمْ أَنْتَ غَافِرٌ لِمَنْ بَكَاكَ فَأُسْرِعَ فِي الْبُكَاۤءِ
Veya sen, (korkundan) ağlayanı bağışlar mısın ki, ben de hemen ağlayayım?!

أَمْ أَنْتَ مُتَجَاوِزٌ عَمَّنْ عَفَّرَ لَكَ وَجْهَهُ تَذَلُّلًا
Ya da sen, zelilce yüzünü toprağa sürenin hatalarını affeder misin?!

أَمْ أَنْتَ مُغْنٍ مَنْ شَكَاۤ إِلَيْكَ فَقْرَهُ تَوَكُّلًا
Yahut sen, sana güvenerek fakirliğinden sana yakınanı zenginleştirir misin?!

إِلٰهٔي لَا تُخَيِّبْ مَنْ لَا يَجِدُ مُعْطِيًا غَيْرَك
İlâhî! Senden başka ihsanda bulunacak birini tanımayanın ümidini boşa çıkarma.

وَ لَا تَخْذُلْ مَنْ لَا يَسْتَغْنٔي عَنْكَ بِأَحَدٍ دُونَكَ
Senden başka ihtiyacını giderecek birini bilmeyeni yardımsız bırakma.

إِلٰهٔي لَا تُعْرِضْ عَنّٔي وَ قَدْ أَقْبَلْتُ عَلَيْكَ
İlâhî! sana gelmişken benden yüz çevirme.

وَ لَا تَحْرِمْنٔي وَ قَدْ رَغِبْتُ إِلَيْكَ
Senden dilemişken beni yoksun bırakma.

وَ لَا تَجْبَهْنٔي بِالرَّدِّ وَ قَدِ انْتَصَبْتُ بَيْنَ يَدَيْكَ
Dikilip önünde durmuşken alnıma vurarak beni geri çevirme.

أَنْتَ الَّذي وَصَفْتَ نَفْسَكَ بِالرَّحْمَةِ، فَارْحَمْنٔي
Sen, kendini merhametle vasıflandırmışsın. O hâlde, bana merhamet et.

وَ أَنْتَ الَّذي سَمَّيْتَ نَفْسَكَ بِالْعَفْوِ فَاعْفُ عَنّٔي
Sen, kendini affedicilikle adlandırmışsın. O hâlde beni affet.

قَدْ تَرى يَاۤ إِلٰهٔي فَيْضَ دَمْعٔي مِنْ خٔيفَتِكَ
İlâhî! Korkundan akan gözyaşlarımı,

وَ وَجٔيبَ قَلْبٔي مِنْ خَشْيَتِكَ، وَانْتِفَاضَ جَوَارِحٔي مِنْ هَيْبَتِكَ
haşyetinden çarpan kalbimi ve heybetinden titreyen bedenimi görüyorsun.

كُلُّ ذٰلِكَ حَيَاۤءٌ مِنْكَ لِسُوۤءِ عَمَلٔي، وَ لِذٰلِكَ خَمَدَ صَوْتٔي عَنِ الْجَأْرِ إِلَيْكَ، وَ كَلَّ
لِسَانٔي عَنْ مُنَاجَاتِكَ
Bütün bunlar, yaptıklarımdan dolayı senden duyduğum utançtandır. Bu yüzden sana yalvarırken sesim kısık, seni çağırırken dilim tutuktur.

يَاۤ إِلٰهٔي فَلَكَ الْحَمْدُ، فَكَمْ مِنْ عَاۤئِبَةٍ سَتَرْتَهَا عَلَيَّ فَلَمْ تَفْضَحْنٔي
Ey Tanrım! Hamd sana mahsustur. Nice ayıbımı örtüp beni rüsva etmedin.

وَ كَمْ مِنْ ذَنْبٍ غَطَّيْتَهُ عَلَيَّ فَلَمْ تَشْهَرْنٔي
Nice günahlarımı gizleyip beni teşhir etmedin.

وَ كَمْ مِنْ شَاۤئِبَةٍ أَلْمَمْتُ بِهَا فَلَمْ تَهْتِكْ عَنّٔي سِتْرَهَا، وَ لَمْ تُقَلِّدْنٔي مَكْرُوهَ شَنَارِهَا
Nice çirkin işler işledim, ama sen onların üzerindeki perdeyi açmadın; onların çirkinlik ve rezillik gerdanlığını boynuma takmadın;

وَ لَمْ تُبْدِ سَوْءَاتِهَا لِمَنْ يَلْتَمِسُ مَعَايِبٔي مِنْ جٔيرَتٔي، وَ حَسَدَةِ نِعْمَتِكَ عِنْدٔي
ayıplarımı arayan komşularıma ve bana verdiğin nimetleri kıskananlara onları bildirmedin.

ثُمَّ لَمْ يَنْهَنٔي ذٰلِكَ عَنْ أَنْ جَرَيْتُ إِلٰى سُوءِ مَا عَهِدْتَ مِنّٔي
Ancak bunca lütuf ve şefkatine rağmen yine de ben bildiğin kötü işlerime devam ettim.

فَمَنْ أَجْهَلُ مِنّٔي يَاۤ إِلٰهٔي بِرُشْدِهِ؟
O hâlde ey Tanrım! Rüşdü konusunda kim benden daha cahil olabilir ki?!

وَ مَنْ أَغْفَلُ مِنّٔي عَنْ حَظِّهِ؟
Nasibi hususunda kim benden daha gafil olabilir ki?!

وَ مَنْ أَبْعَدُ مِنّٔي مِنِ اسْتِصْلَاحِ نَفْسِهِ؟ حينَ أُنْفِقُ مَاۤ أَجْرَيْتَ عَلَيَّ مِنْ رِزْقِكَ فٔيمَا نَهَيْتَنٔي عَنْهُ مِنْ مَعْصِيَتِكَ
Bana verdiğin rızkları, beni sakındırdığın günahlara harcadığım zaman, kim nefsini ıslah etmeye benden daha uzak?!

وَ مَنْ أَبْعَدُ غَوْرًا فِي الْبَاطِلِ، وَ أَشَدُّ إِقْدَامًا عَلَي السُّوءِ مِنّٔي؟ حٔينَ أَقِفُ بَيْنَ دَعْوَتِكَ وَ دَعْوَةِ الشَّيْطَانِ، فَأَتَّبِعُ دَعْوَتَهُ عَلٰي غَيْرِ عَميً مِنّٔي فٔي مَعْرِفَةٍ بِهِ، وَ لَا نِسْيَانٍ مِنْ حِفْظٔي لَهُ، وَ أَنَا حينَئِذٍ مُوقِنٌ بِأَنَّ مُنْتَهٰى دَعْوَتِكَ إِلَى الْجَنَّةِ وَ مُنْتَهٰى دَعْوَتِهِ إِلَي النَّارِ.
Senin davetinle Şeytan’ın daveti arasında kalıp da Şeytan’ı tanımakta kör olmadığım, ondan bildiğimi unutmadığım hâlde, senin davetinin sonunun cennet, onun davetinin sonunun cehennem olduğunu bilerek onun davetine uyduğum zaman, benden daha çok batıla dalan, kötülüğe girişen kim olabilir?!

سُبْحَانَكَ مَاۤ أَعْجَبَ مَاۤ أَشْهَدُ بِهِ عَلٰي نَفْسٔي، وَ أُعَدِّدُهُ مِنْ مَكْتُومِ أَمْرٔي؟
Pak ve münezzehsin sen! Kendi aleyhime tanıklık ettiğim hususlar, açığa vurduğum gizlilikler ne kadar ilginç!

وَ أَعْجَبُ مِنْ ذٰلِكَ أَنَاتُكَ عَنّٔي، وَ إِبْطَاؤُكَ عَنْ مُعَاجَلَتٔي
Ancak benim böyle olmama rağmen senin bana karşı böyle yumuşak olman, beni hemen cezalandırmaman daha da ilginç!

وَ لَيْسَ ذٰلِكَ مِنْ كَرَمٔي عَلَيْكَ
Ne var ki bu, benim senin katındaki değerimden değil;

بَلْ تَأَنِّيًا مِنْكَ لٔي، وَ تَفَضُّلًا مِنْكَ عَلَيَّ، لِأَنْ أَرْتَدِعَ عَنْ مَعْصِيَتِكَ الْمُسْخِطَةِ، وَ أُقْلِعَ عَنْ سَيِّئَاتِي الْمُخْلِقَةِ
gazabını gerektiren günahlardan vazgeçmem, aşağılayıcı kötü huylarımdan sıyrılmam için senin bana tanıdığın bir fırsat ve bana ihsan ettiğin bir lütuftur.

وَ لأَِنَّ عَفْوَكَ عَنّٔي أَحَبُّ إِلَيْكَ مِنْ عُقُوبَتٔي
Bir de beni affetmek, beni cezalandırmaktan daha sevimlidir sana.

بَلْ أَنَا يَاۤ إِلٰهٔي أَكْثَرُ ذُنُوبًا، وَ أَقْبَحُ آثَارًا
Benim ise ey Rabbim, günahlarım o kadar çok, eserlerim o kadar çirkin,

وَ أَشْنَعُ أَفْعَالًا، وَ أَشَدُّ فِي الْبَاطِلِ تَهَوُّرًا
fiillerim o kadar kötü, batıla dalışım o kadar pervasızca,

وَ أَضْعَفُ عِنْدَ طَاعَتِكَ تَيَقُّظًا، وَ أَقَلُّ لِوَعٔيدِكَ انْتِبَاهًا وَارْتِقَابًا
itaatin hususunda o kadar bilinçsiz, azap vaadinin karşısında o kadar umursamazım ki,

مِنْ أَنْ أُحْصٔيَ لَكَ عُيُوبٔي، أوْ أَقْدِرَ عَلٰي ذِكْرِ ذُنُوبٔي
ayıplarımı saymaktan, günahlarımı söylemekten bile âcizim.

وَ إِنَّماۤ أُوَبِّخُ بِهٰذَا نَفْسٔي، طَمَعًا فٔي رَأْفَتِكَ الَّتٔي بِهَا صَلَاحُ أَمْرِ الْمُذْنِبٔينَ وَ رَجَاۤءً لِرَحْمَتِكَ الَّتٔي بِهَا فَكَاكُ رِقَابِ الْخَاطِئٔينَ.
Ancak günahkârların durumunu düzeltecek şefkatine göz dikerek, hatalıların boynunu masiyet köleliğinden kurtaracak rahmetini ümit ederek, bu sözlerle kendimi kınamaktayım.

Tövbe İstiğfar Duası Arapça

أَللهُمَّ وَ هٰذِهِ رَقَبَتٔي قَدْ أَرَقَّتْهَا الذُّنُوبُ أَعْتِقْهَا بِعَفْوِكَ
Allah’ım! İşte boynum; günahların kölesi olmuş. O hâlde, (günahlarımı) affederek beni bu kölelikten kurtar.

وَ هٰذَا ظَهْرٔي قَدْ أَثْقَلَتْهُ الْخَطَايَا، خَفِّفْ عَنْهُ بِمَنِّكَ
Ve işte sırtım; hataların ağırlığı altında ezilmiş. O hâlde, lütf u kereminle yükümü hafiflet.

يَا إِلهي لَوْ بَكَيْتُ إِلَيْكَ حَتى تَسْقُطَ أَشْفَارُ عَيْنَيَّ
İlâhî! Eğer gözkapaklarım dökülene kadar sana yalvarıp ağlasam;

وَانْتَحَبْتُ حَتى يَنْقَطِعَ صَوْتٔي
sesim tıkanana kadar feryat etsem;

وَ قُمْتُ لَكَ حَتى تَتَنَشَّرَ قَدَمَايَ
ayaklarım şişene kadar sana ibadet etmeye dursam;

وَ رَكَعْتُ لَكَ حَتى يَنْخَلِعَ صُلْبي
belkemiğim yerinden ayrılana kadar sana rükû etsem;

وَ سَجَدْتُ لَكَ حَتى تَتَفَقَّأَ حَدَقَتَايَ
gözlerim çanaklarından çıkana kadar sana secde etsem;

وَ أَكَلْتُ تُرَابَ الْأَرْضِ طُولَ عُمْري
ömrüm boyu yerin toprağını yesem;

وَ شَرِبْتُ مَاءَ الرَّمَادِ آخِرَ دهْري
hayatımın sonuna kadar kül suyu içsem;

وَ ذَكَرْتُكَ فٔي خِلَالِ ذٰلِكَ حَتى يَكِلَّ لِسَاني
bu arada dilim tutulana kadar seni ansam

ثُمَّ لَمْ أَرْفَعْ طَرْفٔي إِلى آفَاقِ السَّمَاۤءِ اسْتِحْيَاۤءً مِنْكَ
ve utancımdan başımı göğe doğru kaldırmasam;

مَا اسْتَوْجَبْتُ بِذلِكَ مَحْوَ سَيِّئَةٍ وَاحِدَةٍ مِنْ سَيِّئَاتي
bütün bunlarla, tek bir günahımın bile affını hak etmiş olmam.

وَإِنْ كُنْتَ تَغْفِرُ لي حينَ أَسْتَوْجِبُ مَغْفِرَتَكَ
Eğer mağfiretini hak ettiğim zaman beni bağışlıyorsan,

وَ تَعْفُو عَنّٔي حينَ أَسْتَحِقُّ عَفْوَكَ
affına lâyık görüldüğüm zaman beni affediyorsan,

فَإِنَّ ذلِكَ غَيْرُ وَاجِبٍ لي بِاسْتِحْقَاقٍ، وَ لَا أَنَا أَهْلٌ لَهُ بِاسْتيجَابٍ
bu kesinlikle hak ederek kazandığım, lâyık olarak hak ettiğim bir şey değildir.

إِذْ كَانَ جَزَائي مِنْكَ في أَوَّلِ مَا عَصَيْتُكَ النَّارَ
Çünkü ben, sana ilk karşı gelişimde zaten cehennemi hak etmiştim.

فَإِنْ تُعَذِّبْني فَأَنْتَ غَيْرُ ظَالِمٍ لٔي
Onun için eğer beni cezalandırsan, kat’iyen bana zulmetmiş olmazsın.

إِلهي فَإِذْ قَدْ تَغَمَّدْتَني بِسِتْرِكَ فَلَمْ تَفْضَحْني
Ama yine de sen, ey Tanrım, rahmetinle beni kuşatıp günahlarımı açığa vurarak beni rüsva etmiyorsun

وَ تَأَنَّيْتَني بِكَرَمِكَ فَلَمْ تُعَاجِلْنٔي
kereminle bana fırsat tanıyıp beni hemen cezalandırmıyorsun,

وَ حَلُمْتَ عَني بِتَفَضُّلِكَ فَلَمْ تُغَيِّرْ نِعْمَتَكَ عَلَيَّ
ve lütfunla bana yumuşak davranıp nimetlerini elimden almıyor,

وَ لَمْ تُكَدِّرْ مَعْرُوفَكَ عِنْدٔي
ihsanını bulandırmıyorsun.

فَارْحَمْ طُولَ تَضَرُّعي، وَ شِدَّةَ مَسْكَنَتي، وَ سُوءَ مَوْقِفٔي
O hâlde (ey Rabbim), uzun bir süredir ağlayıp sızlamama, çaresizliğimin hâd safhaya ulaşmasına ve durumumun vahametine bakarak bana acı.

أَللهُمَّ وَ قِنٔي مِنَ الْمَعَاصٔي
Allah’ım! Ve beni günahlardan koru;

وَاسْتَعْمِلْني بِالطَّاعَةِ
itaatine muvaffak kıl;

وَارْزُقْني حُسْنَ الْإِنَابَةِ
(sana doğru) güzel bir dönüşü bana nasip eyle;

وَ طَهِّرْني بِالتَّوْبَةِ
tövbeyle beni temizle;

وَ أَيِّدْني بِالْعِصْمَةِ
özel korumanla beni destekle;

وَاسْتَصْلِحْني بِالْعَافِيَةِ
sağlıkla işlerimi düzene koy;

وَ أَذِقْني حَلَاوَةَ الْمَغْفِرَةِ
mağfiretinin tadını bana tattır;

وَاجْعَلْني طَلٔيقَ عَفْوِكَ
beni affının özgürü,

وَ عَتٔيقَ رَحْمَتِكَ
rahmetinin azatlısı kıl;

وَاكْتُبْ لي أَمَانًا مِنْ سُخْطِكَ
benim için gazabından güvencede olduğumu yaz;

وَ بَشِّرْني بِذٰلِكَ فِي الْعَاجِلِ دُونَ الآجِلِ، بُشْريً أَعْرِفُهَا، وَ عَرِّفْني فيهِ عَلَامَةً أَتَبَيَّنُهَا
ahiretten önce dünyada bunun müjdesini bana ver; bu müjdenin alâmetini, belirtisini bana tanıt, bildir. Hiç kuşku yok,

إِنَّ ذلِكَ لَا يَضيقُ عَلَيْكَ في وسْعِك
bunlar senin geniş rahmetini daraltmaz;

وَ لَا يَتَكَأَّدُكَ فٔي قُدْرَتِكَ
sonsuz kudretini aşmaz;

وَ لَا يَتَصَعَّدُكَ في أَنَاتِكَ
hilmine galip gelmez
وَ لَا يَؤُودُكَ في جَزيلِ هِبَاتِكَ الَّتي دَلَّتْ عَلَيْهَا آيَاتُكَ
ve ayetlerinin kılavuzluk ettiği bol bağışlarını zorlamaz.

إِنَّكَ تَفْعَلُ مَا تَشَاۤءُ، وَ تَحْكُمُ مَا تُريدُ، إِنَّكَ عَلي كُلِّ شَيْءٍ قَديرٌ
Çünkü sen, hiç kuşkusuz, dilediğini yapar; irade ettiğini hükmedersin. Sen, her şeye kadirsin.


اعلانات مماثلة

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu